27 Kasım 2008 Perşembe

Gökkuşağı'nın Kırmızısı

Bir varmış, Bir yokmuş. Allah'ın kulu çokmuş. Çok demesi günahmış. Develer pire, pireler deve iken, çok uzaklarda bir ülkede mutlu insanlar yaşarmış. Bu ülkenin bir de küçük prensesi varmış. Babası ne istese yapar, kızını çok severmiş. Prenses daha 9-10 yaşlarında olmasına rağmen, yüzünün duru güzelliği güneşi kıskandırırmış.
Babası kızı için küçük bir köşk yaptırmış saray bahçesine ve içini de tüm dünyadan toplattığı çeşitli oyuncakla doldurmuş. Kız bütün gün köşkünde envai çeşit oyunlarını oynarmış. Bir de yanında kendinden yaşça büyük bir yardımcısı varmış. Kömür gibi kara derili, masum yüzlü, narin görünüşlü bu yardımcının adı "Nergis" imiş. Prenses ne istese Nergis koşar yaparmış. Kız Nergis'i arkadaştan ayrı düşünmezmiş, her şeyine ortak edermiş onu. Gel zaman git zaman, Prensese oyuncakları yetmez olmuş, günün ortasına gelmeden oyuncaklarından sıkılıp, bahçeye koşmaya başlamış. Orada ağaçların arasında dolaşıp kelebek yakalamaktan ve kuşların sesini dinlemekten zevk alır olmuş.
Ülkenin "Gökkuşağı Bayramı" meşhurmuş. Her sene bahardan yaza çıkarken bir hafta hem yağmur yağar, hem güneş açar, her yönden gökkuşakları göğü sararmış. Bir gün yine böyle bir bayram zamanı kız bahçede dolaşırken gökkuşağını görüvermiş. Nereden bilsin dışarıda bayramlarının kutlandığını o vakit? Tutturmuş "Ben bu gökkuşağının 'Kırmızı'sını isterim!" diye. Nergis'e buyurmuş, gitsin ona getirsin hem de bir şişeye hapsetsin öyle getirsin diye. Nergiscik şaşırmış, "aman prensesim olur mu hiç öyle şey, nasıl hapsederiz şişeye gökkuşağının kırmızısını?" dese de prenses ayaklarını yere vura, vura buyruğunu haykırmış. Nergis bakmış olacağı yok, soluğu sarayın bahçesinin dışında almış. Yürümeye başlamış dertli dertli. Bir yerde bir sokağa denk gelmiş. Bakmış içeride elmas işliyorlar, oradaki ustalardan birine yaklaşmış. Usta elindeki taşı güneş ışığına tuttukça, duvara gökkuşakları düşermiş. Nergis sormuş "Usta efendi, ben gökkuşağının kırmızısını nasıl alırım?" Usta gevrekçe gülmüş, "Gökkuşağı bir bütündür, onu parçalayamazsın. Eğer kırmızısını alırsan, darmadağın olur tüm arkadaşları. Bir daha da ne elmalar, ne çilekler kızarır. Kumaşlara kırmızı rengi veremezsin, diğer renkleri de unutursun zamanla. O zaman dünya bozulur, hayat da biter." Nergis işin aslını anlatamamış ustaya, teşekkür edip çıkmış. Ne yapacağını düşünürken bir güvercin gelip omzuna konmuş. "Ne oldu sana küçük Nergis?" demiş. Nergis önce çok şaşırmış konuşan güvercine, ama başka da kimse anlatacağına inanmaz diye başlamış başından geçeni anlatmaya, sonunda da "Bulmadan gidersem, prenses beni saraydan kovar. Ben ne yaparım o zaman?" demiş. Güvercin de "Üzülme ben senin için gider gökkuşağı ile konuşur kırmızısını isterim. Geçici bir süre için ödünç alırız, prenses bıkınca geri veririz gökkuşağına" demiş. Nergis, minnet dolu teşekkür etmiş. Güvercin ona kendisini beklemesini söyleyip gitmiş.
Nergis akşam hava kararana kadar beklemiş. Tam gidecekken omzuna gelip konmuş gene güvercin. Gagasına asılı küçük şişede pırıl pırıl kırmızı duruyormuş. Nergis elini uzatıp dokununca şişe büyümüş ve bir ibrik boyuna gelmiş. Küçük kız minnetle güvercini öpmüş.Teşekkürlerini dizerken, "Yalnız" diye bölmüş güvercin, "1 hafta sonra getir kırmızıyı, yoksa elmalar kızarmaz, çilekler olmaz, narlar olgunlaşmaz. Doğa ana kırmızıyı veremezse hiç bir meyve sebze toplanamaz" Nergis tamam deyip koşarak sarayın yolunu tutmuş. Saraya girdiğinde doğruca gidip şişeyi prensesin önüne koymuş. Prenses sevinçten deliye dönmüş, kucaklayıp Nergis'i öpmüş. Nergis, "Prensesim, size bir şey söylemem gerek; kırmızıyı bir hafta sonra gökkuşağına geri vermemiz gerek, çünkü o olmazsa hiç bir meyve sebze olmaz" demiş. Prenses hiddetle "Olmaz, o benim bundan sonra, ne istersem onu yaparım" demiş. Nergis ne kadar dil döktüyse ikna edememiş küçük kızı.
Aradan zaman geçmiş. Bir hafta dolmuş, prenses şişenin önünden ayrılmıyor, bir damla uylku uyumadan şişedeki parlak renkleri izliyormuş. Ama bu arada gökkuşakları ülkenin üzerinde çıkmaz olduğundan, bayram için gelen başka ülkelerin insanları yavaş yavaş ülkeyi terk etmeye başlamışlar. Padişah neler olduğunu anlayamamış, tüm halk da şaşkınmış.
Gel zaman git zaman ülkede çirkin renkli kumaşlar başgöstermeye başlamış, halk çok mutsuzmuş, çiftçiler meyvelerinin olgunlaşmamasından şikayet ediyorlarmış. Oysa ne su, ne de güneş eksiği varmış. Tam o sırada prenses hastalanmış. Ateşler içinde yanıyormuş, sayıklıyormuş. Sarayın hekimleri gelip, kızı kontrol etmişler ve iyileşmesi için bir tabak taze mis gibi kokan çilek yemesi gerektiğine karar vermişler. Padişah tüm ülkeye, komşu ülkelere haber salmış. Ama hiç bir yerde çilek bulamamışlar. Çilekler bembeyazmış her yerde, kokuları da yokmuş.
Nergis üzüntüsünden deli olmak üzereymiş. Gizlice gidip köşkten şişeyi almış ve koşarak Güvercin ile son görüştükleri yere gitmiş. "Güvercin, Güvercin neredesin?" diye seslenmiş, bakmış gelen giden yok başlamış ağlamaya. Sonra bir kanat sesi duymuş. Güvercin gelip karşısına konmuş, sitemkar bir sesle "Ben seni uyarmadım mı Nergis, ne yapacağız şimdi?" demiş. "Bilmiyorum" deyip yeniden ağlamaya başlamış küçük kız, "Prenses çok hasta, bir tabak çilek lazım ve hiç bir yerde yok. Ne olur bir çare" demiş. Güvercin iç çekip, "Tamam," demiş, "Sana yardım edeceğim, çünkü şişeyi senin getirmek istediğini, prensesin bırakmadığını biliyorum" Şişeye doğru ilerlemiş ve gagasıyla dokunmuş. Şişe yeniden küçülünce zincirini tutup havalanmış. Nergisi almış bir endişe, gökkuşağı yeniden bir araya gelsin, meyveler olsun diye dualar ediyormuş içinden.
Hava kararırken gelmiş Güvercin geri "Gökkuşağı yarından itibaren çıkacak, yarın sabah hiç bir şeyden haberin yokmuş gibi davran. Sen iyi bir çocuksun Nergis, kendine iyi bak bir daha görüşemeyiz herhalde" deyip uçup gitmiş.
Ertesi sabah çiftçiler bir kalkmışlar ki, olgun domatesler, olgun şeftaliler, çilekler, karpuzların içi kıpkırmızı! Hiç bir anlam verememişler ama çilekleri toplayıp soluğu sarayda almışlar.
Prensese çilek verilmiş ve prenses iyileşmiş. Babasına neler olduğunu sormuş, babası olgunlaşmayan meyveleri anlatınca, bir anda yaptığı hatayı anlamış. Bir daha bencillik yapmayacağına kendi kendine söz vermiş.
Gökten 3 elma düşmüş, biri bu masalı yazana, biri anlatana, diğeri dinleyene.

Hiç yorum yok: