9 Mart 2009 Pazartesi

Mevlit Kandili, Dünya Kadınlar Günü ve Ben

Sıcak şarap ile tütsülenmiş bir hayat düşlüyorum aslında. Tarçın, karanfil ve tatlı tatlı kokan bir ev.

Kendime itiraf edemediğim şeyleri itiraf edene kadar kendimi rahat bırakmadığım onca zamanı boşuna harcamadığımı kanıtlamak için her gün ne istediğimi yeniden sorguluyorum.

Bugün ne istiyorum?

Bir kere bugün "8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü". O sebeple ilk önce emek verdiğim şeylerin kıymetinin bilinmesini diliyorum. Bu bir arkadaşlık, bir dostluk, bir veya bir aşk ilişkisinde olduğuna bakılmaksızın değerlendirilme isteğim. Çünkü ben hayatımdaki herkesi ve altına imzamı koymayı kabul ettiğim her şeyi ciddiye alıyorum.

Herşeyi hesaplayarak ince ayarlarla yaşamaya olan inancım sarsıldı bugünlerde. Daha çok olayların insanları "bulması" üzerine düşünüyorum. Bunu destekleyen çok önemli gelişmeler yaşıyorum hayatımda. Çok önemli benim için; bana dayatılana açık seçik başkaldırma arefesindeyim. Kadınlığımın baskılanmasından, yaşımın dayatılmasından, insanların isteklerini bana yansıtarak gerçekleştirme çabasından bunalmış durumdayım.

8 Mart hiç bir şey için bahane olmayacak! Herhangi bir tarihte karar verebilir çünkü insan kendisi için ne istediğini keşfedip elde etmeye. Benim de şimdi bir koza evrem var işte; aileme tezi yazmayacağımı söylemek için, kendi evimi tutmaya hazır olduğumu söylemek için, ve doğru olduğunu düşündüğüm şeyleri saklamadan yaşamaya başlamak için.

Kendimi güçlü hissettiğim zamanların tam olarak ne zaman başladığını bilemiyorum ama artık güçlü ve direnişte bir kadın olduğumu biliyorum.

Ayrıca bir de kandil durumu var ki, insanın tüm dileklerinin kabul olduğunun düşünüldüğü özel bir zaman. Uhrevi yönümün zamanla başka taraftan bilenerek kimlik değiştirdiğini hissediyorum. Zaman zaman erkek, zaman zaman da kadın olarak düşündüğüm bir Tanrı'ya en eski zamanlardaki gibi inanıyor ve yaratılışa "sahip çıkmak" yoluyla O'na ibadet etmeyi uygun görüyorum.

Bugün bir arkadaşımla birbirimizi anlatma oyunu oynadık. Sanki bana başkasıymış gibi kendisini sordu. Ben de benim gördüğüm kişiyi anlattım. Sonra ben sordum, o anlattı. Anladık ki, birbirimizi iyi anlamış, iyi özümsemişiz. Kendimi anlamak için verdiğim uğraşları düşünüyorum da, kendimi doğru anlamış ve doğru anlatmış olduğumu görmek beni hakikaten rahatlatmış. İçimde bir yer şu an alabildiğine rahat ve cesur. Çünkü içime bu evreyle ilgili sinmeyen hiç-bir-şey-yok.

Sonra Kundalini'ye seslendiğimiz bir aydınlanma seansı yaptık ve içimizdeki enerjiyi temizlemeye çalıştık. Elbette çok kolay olmadı, ama devam edebiliriz; zor olmadığı gibi, zaman zaman oldukça gerekli bence.

Dün gecenin güzel geçmesi de gözlerimde yıldızlar ışımasına sebep oluyordu aslında bugün. Onca zamandan sonra emek vermeye değecek bir ilişki yaşıyorum. Hem iyi bir arkadaş, hem iyi bir sevgili olabilecek tatlı bir insan var hayatımda. Ve bir saat kadar önce eve girdiğimde dün geceden kalma tarçın ve karanfil kokusunu duyduğum anda içimdeki itkiyi bir kez daha hissettim.

Yogaya başşladıktan sonra fark ettim ki, evrende hazır olduğumuz anda başımıza gelmek üzere bir sürü olay bekliyor. Benim Engin ile arkadaşlıktan sevgili olmaya doğru giden süreci açıklayabilmem için makul bir teori. Ama fazlası var; yoksa "dağına göre kış", "başına göre traş" diye deyimler olmazdı.

Kişi güçlendikçe zorlukları çekecek. Zorluklardan, kötü olaylardan ne kadar kendisine bir şeyler katarsa o kadar ilerleyecek. İlahi, ya da evrensel düzen böyle işliyor.

Bugün bunu biliyorum.

Engin "O" mu bilmiyorum mesela... Ama şu anda bunu bilmemek bana hiç korku vermiyor.

Çünkü insan "bilir" eninde sonunda. "İç"iyle bilir.

İlk karşılaştığımızda onunla öpüşeceğimi nasıl hissettiysem, yaratılışıma sahip çıktıkça algılarımdan gelen mesajlarla bileceğim nasılsa.

İnsanlar değişir çünkü... Devinim sonsuzdur. Eğer gelişirken, değişirken, kendimizi yeni şeylerle donatırken hala yanyana yürümeyi başarırsak bu gerçekten doğru ilişkidir.

Ne zaman kişilerin değişimi yollarını farklı yönlere çizmelerine sebep olur, o zaman iki durum ortaya çıkar. Birinde kişiler birbirlerini çekiştirip paralel olmaya zorlar ve yıpratarak sonunda şalterleri attırırlar. Diğerinde ise kendiliğinden kopar ve çok az yara kalır geriye. Çünkü gelişim toleransı da getirir beraberinde. Olgun insanlar birbirlerini oldukları gibi kabul edip "azat ederler". İngilizce'de "Let Go" denen durum; bırakmak, salıvermek.

Bazen biri diğerini kendi yoluna çeker; ama artık onunla yürüyen sevdiği insan olmaktan çıkar. Ve bir gün o insan, yanında yürüyenden sıkılır. Türkiye'de genelde yaşanan durumlar "şalterlerin attığı an"lar ile "karakterin kaybolduğu an"lardır.

Şu anda bu nedenle Engin'in ne olacağını ya da ne olmayacağını bilemiyorum.

Ve bana hiç korku vermiyor bu.

Korkmam gerekir değil mi? Türkiye'de binlerce kadın evlenememek, yuva kurma zamanını geçirmek, yeterince para kazanamamak, mücevher alamamak gibi korkularla kendini yiyor.

Benim kısa ve orta vadeli planlarımda bu gibi endişelerin kirişi kırılalı bayağı zaman oldu.

İnsanlar hazır olduklarında olaylar onları bulur. Hiç dayanamayacağımızı düşündüğümüz şeylere dayanır, hiç olmayacağımızı düşündüğümüz kadar aşık olabiliriz.

Günü gelince, insan "bilecektir".

"Günü geldiğinde". Kilit nokta bu.

Şu anda Engin benim için önemli; emek vermeye değeceğini hissettiğim, birlikte güzel vakit geçirdiğim, keşfetmekten zevk aldığım bir insan.

Ama değişiriz. İnsanız. Bir gün değişim bizi ayırırsa bunu olgunlukla karşılayabilecek durumda olacağız elbette.

Ayırmazsa... Dünyanın en güzel yolu olur, en fazla yürümeye değecek olanı.

Ve o yolu, her gün, bugünkü heyecanla yürürüm büyük ihtimalle.

Bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Kadın olarak haklarımın çiğnendiğini düşünüyorum. Başkaldırıya hazırlanıyorum ve ülkemin bayrağını aşk ile boyuyorum. Hayata, müziğe, güzel tatlara ve Engin'in nezdinde Yaratılış'a duyduğum Aşka boyuyorum.

Bildiklerimle güçlüyüm. Bilmediklerim ise bana hiç ama hiç korku vermiyor.

Ben Kadınım. Anahtar bu.