23 Kasım 2007 Cuma

Daydreaming...

İnsanların hayal kurmasının gerekliliğine inanırım.


Herhalde günah olsaydı, benim cehennemde en derin kazanlarda sonsuza dek yanmam gerekirdi...


Kendimin en sevdiğim yanım hayallerim, çünkü bu aleme ait olmayan kapılarım var hayallerimde. Her istediğimi yapabilecek gücü bulabilirim. Çünkü hayal kurmak ne istediğimi bulmama yardımcı olur.

İsteklerimin değişimini engelleyemiyorum, bunun için yapabileceğim bir şey yok. Yeni insanlar, yeni fikirler, yeni imgeler hayatımı kuşattıkça kendimi devamlı değiştiriyorum.

Ama bazı isteklerim baki kalıyor. Örneğin, çocuk sahibi olmak...

Facebook denen sitede yayınlanan yazımda şöyle demiştim:

"Bir insanın dünyaya bestelerden, güftelerden, romanlardan, resimlerden, filmlerden, tezlerden daha önemli tek bir mirası var: Çocukları."

Çocuklar onlara verdiğimiz her şeyi, kuru bir süngerin suyu emdiği gibi emiyorlar. Bomboş, yepyeni, bembeyaz bir sayfa. Anne ve babanın toplamının yarısı...

Aslında bir insan için ikinci bir şans.

Hayatın kendisine verdiklerini perçinlemek, vermediklerini kıskanmaktan vazgeçip telafi edebilmek için...

Peki, kaçımız bunun farkında. Ya da size soruyorum: Siz bunun ne kadar farkındasınız?

Aile, bir insanın çekirdek kabuğu gibidir. İnsana kökünü, kökenini hep hatırlatan o tohumdur. Bu bir anlaşmadan, akitten çok bir dayanışmanın üzerine oturtulabilecek bir şeydir. Evlenmek âşık olunarak yapılacak bir şey değildir; elbette sevmeli insan ama âşık olmak için karşısındakinin fikirlerini, bakış açısını, çözümlerini, yaşam tarzını seçmeli ve kendi yaşamı da ona uygun olmalıdır. Çünkü tohumların uyuşmadığı bir aşılama ağacı kurutur ya da aşı tutmaz, meyveler sağlıksız olur.

Ben, bana doğruyu anlatan, yanlışlardan kaçmamamı ama ders almamı destekleyen bir aile içinde sevgiyle büyütüldüğüm için çok şanslıyım. Ne zaman üzülsem, kalbim acısa, sıkılsam hep arkamda oldular. Bu nedenle, ileride ben de kendiminki gibi bir aile kurma hayalini içimde taşıyorum.

Umudum var mı? Bilmem... Herhalde çıkmadık candan ümit kesilmez sözü boşa söylenmemiştir.

Açık seçik konuştuğum zaman kimsenin beni anlamama şansı yok, olsa olsa yanlış anlaşılırım. Bu nedenle burada yazılarımı gören benim için özel kişilerle de açık açık konuşmayı tercih ediyorum.

Umarım beni anlıyorsunuzdur...

21 Kasım 2007 Çarşamba

Astarte adına...

her şeyi planlama artık
programlama
annem der ki
geçmiş mazi gelecek muamma
sadece anını yaşa
doğru da...
hırsla plan yapar ve hayal kırıklığına uğrarsan yara alırsın
hırsın büyür seni köreltir
hırslanma
yavaşla azcık kendini önemli yere koy O'nu değil
önemseme demiyorum
abartma...
senden önce gelmesin
hayatına devam et
kızlarla çık
kitap oku
müzik dinle
meditasyon yap
kendi siteni kur
bir kedi al
parkta dolaş
mesela parklarınız harika
yağmur çiselerken bir bardak kahveyi parkta bankta içmek gibisi var mı yahu
hayatın güzellikleri tek başına da yaşanır
eğer paylaşamayacağın anıların olmazsa karşındaki insanla ilişkin çabuk tükenir
çünkü iş kısa sürede sen-ben-biz'e dönüşür
o da sıkıcı olur
fikirlerin, anıların, bakışın, duruşun olmalı
beyninle yer almalısın önce hayatında
yoksa var olmazsın zaten, sorunlar patlak verir, neyin problem olduğunu anlayamadan yitirirsin adamı da
sen "birey"sin
öyle olmalısın
çünkü o "birey"
bazı şeyler zamanla oturur
ve kendiliğinden
spontan gelişir
ne yaparsan yap zamanında olur
sen de kendini hırpaladığınla kalırsın
o nedenle kendine dön
ruhunu doyur
hayata hırsla değil hoşgörüyle yaklaş
sen ne kadar hoşgörürsen, o kadar çok şey alabilirsin hayattan
unutma
toprakla uğraş
ve affetmeyi öğren
herşeyi affet
ama ilk önce kendini
sen hiç bir şeyin suçlusu değilsin
ama hataların var
affet kendini
ve negatif olmaktan uzaklaş
enerjini başka şeylere yönelt
dans et
resim yap
yazı yaz
park bahçe dolaş
örgü ör
hobiler edin
evinin duvarlarına desenler yap mesela
ne bileyim panolar, kolajlar
sen görselcisin
seni besleyecek, yüceltecek şeylerle uğraş
enerjini O'na yönlendirme
onunla alakalı değil çünkü hepsi
kendini anlamaya çalış
"ne istiyorsun?" bir sor kendine
enerjin pek çok şey için birikmiş olabilir
onu doğru yönlendir
hepsini kendine veya Core'a yükleme
bu seni de onu da yanlış taşa çarpıp yaralayabilir
kontrollü ol ama hırslanma
yavaş ve huzura yönelik ol
istediklerini anla, önceliklerini belirle
dengen bozulursa çok üzülürsün
ama enerjini dengeleyebilirsen, yaralanmazsın
yara açmazsın
pişman olmazsın
hırsın da kalmaz
böylece körleşmezsin
o nedenle ilk adım kendine odaklanmak
kendinle anlaşmak
ben bunları anlıyorum artık
çektiğim acı için birilerini suçlamak yerine artık kendimi görmek ve anlamak gerektiğini anladım
ve kendime döndüm
bir süre sessiz kalacak içim
çünkü yaralarım var
kabullenemediklerim
kaldıramadıklarım
ama zamanla geçecek
hiç hırslanmıyorum
hiç acele etmiyorum
kendimi oradan oraya da çarpmıyorum artık
ne kimseyi yaralamak, ne kendimi birine adamak çare değil
kendimle anlaşmak tek çare
kendimi doğru anlayamazsam anlatamam
yanlışlık sakatlık doğurur...
o sebeple şimdi kendimleyim ve çok memnunum böyle olmasından
konuşmak istersem beni dinleyecek insanlar var
ve bu yeter
çünkü ben güçlüyüm,
bilgi denizim var içimde
sadece enerjimi doğru yönetmeye ihtiyacım var
tek bir insana herşeyi akıtmak çok yanlış
ve tüketici
ikimiz için de şiddetli bir tsunami gibi
çok şey götürür
o sebeple meltemde gelen küçük dalgalar olsun diye
şimdi denizi ve rüzgarı izliyorum
anlayabilmek için
yoksa ben de denize kapılır giderim fırtınayı kestiremezsem...