Ekranın yanıp sönüşünü görmemek için çantanın derinlerine, eski dostun orada olduğunu görmeyeyim diye listelerimin alt sıralarına, anne-babamın hala anne-babam olduğunu hatırlamayayım diye telefonun öbür ucuna, aşkın içimde olduğunu görmeyeyim diye kalbimin uzaklarına sokuşturmak/ittirmek/kaktırmak/tutturmak.
Hiç üzülmemek buna, hiç ama hiç ağlamamak.
Bir sabah şehir barikatlara boğulmuş, kardeşim hakkını aramaya çıkmış, pek çok insan yumruğunu sıkmışken uyanmak ve fi tarihinde yine bu sabahı hatırlamak.
Barikatların arasından, uzaktan boğuk ve soğuk bir sabah ezanı duymuştu bu kulaklar... Sıcak bir eli bırakmıştı elim, soğuk bir eve gitmişti ayaklarım... Bir yılın 1 Mayıs'ı...
Şimdiyse güneş pırlı pırılken, şehir barikatlar, sloganlar ve baharla kucaklaşırken... Telefonumu önemsiyor, dostumu özlüyor, aşkı arıyor, ailemi özlüyorum.
Evi temizleyip, ağlayacağım birazdan.
Ne telefon çalacak,
Ne sevgili diye biri var olacak yoktan,
Ne dost gittiği gibi dönecek,
Ne de aileme sığınabileceğim.
Umur denen yer neresiyse, olan biten şimdi orada...