1 Mayıs 2010 Cumartesi

Umur

Ekranın yanıp sönüşünü görmemek için çantanın derinlerine, eski dostun orada olduğunu görmeyeyim diye listelerimin alt sıralarına, anne-babamın hala anne-babam olduğunu hatırlamayayım diye telefonun öbür ucuna, aşkın içimde olduğunu görmeyeyim diye kalbimin uzaklarına sokuşturmak/ittirmek/kaktırmak/tutturmak.

Hiç üzülmemek buna, hiç ama hiç ağlamamak.

Bir sabah şehir barikatlara boğulmuş, kardeşim hakkını aramaya çıkmış, pek çok insan yumruğunu sıkmışken uyanmak ve fi tarihinde yine bu sabahı hatırlamak.

Barikatların arasından, uzaktan boğuk ve soğuk bir sabah ezanı duymuştu bu kulaklar... Sıcak bir eli bırakmıştı elim, soğuk bir eve gitmişti ayaklarım... Bir yılın 1 Mayıs'ı...

Şimdiyse güneş pırlı pırılken, şehir barikatlar, sloganlar ve baharla kucaklaşırken... Telefonumu önemsiyor, dostumu özlüyor, aşkı arıyor, ailemi özlüyorum.

Evi temizleyip, ağlayacağım birazdan.
Ne telefon çalacak,
Ne sevgili diye biri var olacak yoktan,
Ne dost gittiği gibi dönecek,
Ne de aileme sığınabileceğim.

Umur denen yer neresiyse, olan biten şimdi orada...

12 Nisan 2010 Pazartesi

Takip Ettiğim Ses

Bugün son derece üzgün, korkulu ve endişeli olmamın sebebi olan bu ses, zamanında kötü şeylerin sonunda iyi şeyler fısıldayan sesin kimlik değiştirmiş hali. Yani yine benim.

Ama bu sefer korkularımın peşinde sürükleniyor ve "Her ŞEYİ yaratanın ben olduğumu" unutuyor, başka insanlara bağımlılık duyuyor ve onların hayatımda olmamasının beni değiştireceğini düşünüyorum.

Oysa,

İyi yazıyor,
İyi konuşuyor,
İyi şarkı SÖylüyorum.
Akıllıyım ve çözümlerle hayatımı güzelleştiriyorum.
İçinde yaşadığım bu güzel odayı ben böyle yaptım.
Aşk acılarından sağ çıktım.
Güzel müzikler, güzel kitaplar, güzel resimler keşfettim.
Çağırdığım her şeyi elde ettim.

Bu halimle birine bağımlı olmam anlamsız değil mi?

Çok anlamsız.

Ama korkularımın beni ele geçirdiği noktayı yakalayabilmek için çok koşmam gerek.
Biraz yorgun, biraz da -yine- korkağım.

Ben bir bütün olamazsam, beni kimse tamamlayamayacak.

İşin sırrı benim bir bütün olmam ve birileriyle bir şeyler paylaşmam.

En tuhafı da bunu apaçık bir şekilde görebilmem ama dokunmamam.

Sanırım bugüne dek bu korkutan, cesaretimi kıran sesi izlemeye çok alışmış olmam.
Bugün bu kadar kolay teslim olmamın tek sebebi de bu alışkanlık.

Şimdi yine içsel terapi zamanı.

Birileriyle ilgili hayal kurmak değil, kendi hayallerimi gerçekleştirmek zamanı.

Değil mi?

30 Mart 2010 Salı

Sınav

Sınav,

Zaaflarınızın karşısında çıplak bırakılmak,

Korkularınızın karşısında maskesiz bırakılmak,

Sevginizin incitilmesi karşısında hafızasız bırakılmak,

Haksızlık karşısında sessiz bırakılmak,

Kendiniz karşısında yalnız bırakılmak olarak tezahür edebilir.

Kendinize karşı kendinizi kullanamazsınız, ama diğerleri karşısında olduğu gibi burada da metanetinizin tek dayanağı kendinizsiniz.

21 Şubat 2010 Pazar

Ben ve Kendim

Bir takım hesaplamalar ve hesaplaşmalar olmadan kendinize bodoslama dalmanın artıları ve eksileri var.

Daha kendimin kırdığı kilitlerin kendi kendimin hanesine tecavüz etmek olmadığını anlamaya çalışıyorum.

Travmalarımızı ört bas etmek, yeterince kendileriyle hesaplaşmamak, başarısızlıkları yeni başarılarla ört bas edebilme hırsıyla saldırmak genlerimize işlemiş gibi. Ve ardı arkası gelmeyen bir kıskançlık biz fark etmeden içimizde bir bebek gibi büyüyor.

Ve ne yazık ki olumsuz duygularımızı bedenimizden zehirli şeyleri attığımız gibi atamıyoruz ruhumuzdan. Ne kusabiliyoruz, ne midemizi yıkadıkları gibi yıkayabiliyoruz, Ne de düşük oluyor (ki son yıllarda bencilliğin çağı kürtajı yıldızlaştırmışken, ruhumuza yapamadığımız kürtajları görmezden gelmek olmaz). Fakat her zehrin bir uzun vadeli etkisi olduğu gibi bu olumsuz duygulrın uzun vadeli etkileri var.

İstediklerimizin hepsinin bizim olması mümkün değil, tamam. Ama sahip olmayı gerçekten isteyip olamadığımız bir şey olabilir mi gerçekten? Sahip olmaktan gerçekten mutlu olacağımız şey nedir, olmaktan mutlu olacağımız yer neresidir? Bu soruların cevapları her gün değişebilir ama içimizin yanıtını, ruhumuzun ihtiyacını dinlememiz gerekir.

Birilerini mutsuz edeceğimden korkarak kendi inançlarımı susturmuşum ben biliyor musunuz? Ve bunu bugün kendi içimdeki kapılarımı araladıkça görmek nasıl bir şok tahmin edebiliyor musunuz?

Bütün bunlarla cebelleşirken hala birileri(özellikle ailem) incinmesin diye çabalamak nasıl yorucu hissedebiliyor musunuz?

Bazı insanlar kendilerinden öne koyarlar sevdiklerini ve onların mutluluklarından mutlu olurlar. Bazıları onları mutlu edebilmek için kendi mutluluklarından vazgeçerler.

Ben ilki olduğumu sanırken, ikincisi olduğumu görüyorum.

İçimde yaşadığım travmanın boyutlarını tahmin edin bakalım.

Şimdi hırçınlıklarım, ağlama ataklarım, huysuzluklarım için beni biraz olsun bağışlayabileceğinizi umuyorum.


Aralayacak çok kapı, yenilecek çok travma, keşfedilecek çok fotoğraf, çok şarkı, çok sevinç var...

İyi olacağını biliyorum, ama ne zaman bilemiyorum.

Ben, kendimle bir daha ve daha derinden barışmaya çalışıyorum. Kendime başarılar.