25 Aralık 2008 Perşembe

İstemek

İnsanların kendilerini anlamalarının ve net bir şekilde isteklerini sıralamalarının zorluğunu biliyorum.

Şu ara kendimi durduramadığım bir istekle kasıldığımı itiraf etmeliyim. Aslında oturup düşüncelerimi uzun, uzun analiz ettiğimde bastırabiliyorum isteklerimi. Ama belki de bazılarını bastırmamak gerekli.

Bazen bu nedenle emin olamıyorum belki de...

Bir de, emin olup da söyleyememek var ki insanı delirten bir durum. Kimsenin başına gelmemesini temenni ediyorum.

Öpmek:

düşündükçe dudaklarımın gerildiğini hissediyorum. Tabii ki istedğim kişiyi öpmekten bahsediyorum ve herkesi istediğim söylenemez. Şu ara, tarzıyla hakikaten ilgimi çeken, fiziksel olarak da bugüne kadarki hiç bir beğendiğim adama benzemeyen birini öpmek istiyorum.

Tabii ki adama bunu söyleyemiyorum. Onun yerine etrafında dolaşıyorum ve suyun üzerinde yüzgecimin yarattığı dalgayı hissetmesini sağlamaya çalışıyorum. Sanırım aptalım ben.

İşleri oluruna bırakmayı hiç beceremedim.

Şimdi de beceremiyorum. Aslında oluruna bırakmak ve pek dokunmamak lazım galiba ama onu keşfetme arzum öyle büyük ki, ne kelimelerimi ne de düşüncelerimi denetleyemiyorum.

Onu öpmek isteğiyle kasılıyorum, onun kollarımda uyanmasını istiyorum, yorgun olduğunda omuzlarına masaj yapmak istiyorum. Hatta ben masaj yaparken uyuyakalsa da ona sarılsam, yanına uzanıp onunla sıcacık uyusam diye hayal ediyorum.

Ve bu söyleyemediklerimin tümünü istiyorum. İstediğimi biliyorum. Çok mantıklı geliyor analiz ettiğimde, karşı koyamıyorum. Oluruna da bırakamıyorum.

Sanırım aptalım ben...

22 Aralık 2008 Pazartesi

Kendimle başbaşa...

Son on gündür özellikle enerjimin dağılmasına sebep olan pek çok olay gelişti. Bugüne kadar istediğim ve ihtiyacım olduğunu düşündüğüm şeyleri elde ettim. Bir prestij meselesi gibi gördüğüm şeyler artık elimde.

Ama ihtiyacım olanın bu olmadığını anlayabiliyorum şu anda.

Aradan geçen zamanda, özellikle son bir yıla o kadar çok değişimi sığdırdım ki, geçen sene bu zamanlar hırsla sarıldığım ve istediğim şeyleri bu kadar isteme sebebimin sadece egomdaki eksik taşı yerine koymaya yarayacağını bugün rahatça anlıyorum; o gün anlayamadığım kadar rahat.

Şu an egomu normal düzeyde tutmaya çalışıyorum. Bazen gözlerimin ötesinde görüyorum. Aslında diğer insanları da kendim gibi bildiğim için olsa gerek, benim gördüğümü başkasının görmemesini/anlayamamasını uzunca bir süre tahayyül bile edemiyorum. Ama dünyanın düzeni böyle işliyor. Bazıları görüyor, hissediyor, çözüyor. Bazıları ise kör.

İnsan ilişkilerinin nasıl kör-topal ilerlediğini bilen bir insan olarak kendimi korumaya almak için, bir alan ayırdım kendime. Suskunluğum, düşüncelerim ve hayallerimden oluşan bir dünyam var. Bazen bunları tuşlara döküyorum, bazen sadece hayal ediyor ve uyuyorum.

Genel olarak hayatımın başkaları tarafından işgal edilmesinden hoşlanmıyorum artık. Çünkü sosyal olmak bu değil. Sosyallik bir durumdur, ama kendisiyle ilişkisini oturtmuş insanlar için bir durumdur. Kendisini tanımayan, bazı hareketlerinin anlamını bazen kendinin bilmediği yarım bir benlikle oradan oraya savrulan insanların devamlı bir yerlerde bir şeyler konuşması, yapması, devamlı insanlara "maruz kalması" sosyallik değildir. Sosyal olma ihtiyacı, kendisini anlayan birinin rasyonel düşünce çekirdeğinden uzaklaşmadan merkeze biraz mesafeli bir yörünge bulma ihtiyacıdır.

Son zamanlarda insanlara kendi isteğimin dışında maruz kalmam ve bazılarından gereğinden fazla etkilenmem, kendimle ilişkimin karmaşıklaşmasına sebep oluyor açıkçası. Bilirsiniz, bazı eksikleriniz vardır. Giyside yamanacak bir yer gibi diyelim. Ama ihtiyacınız olan, tek bir tür kumaşta tek bir renktir. Başka türlüsü ne içinize sinecek, ne deliği kapatacaktır.

Kendimle barış haline yeniden geçmek için suskunluğuma geri dönmeyi deneyeceğim. Deneyeceğim diyorum, çünkü ne istediğimi tam olarak anlamakta zorlandığımı söylersem ne yalan söylemiş, ne de abartmış olurum.

Kendimle anlaştığım konu eksik hissettiğim şeyler. Bunların ne olduğunu beni tanıyanlar bilebilir. Çok sık olmamakla birlikte hayıflanmaktan kendimi alamadığım anlar oluyor. Zaman koşarak geçiyor ve kendimi anlayamadığım her an kayıp benim için. Şu ara eksiklikleri benim tek başıma kapatamayacağımı kendime anlatmam lazım. Böylece sebat ve tevekkül konusunda uzlaşabileceğimi düşünüyorum. Hezeyana kapılıp, sakinliğimi kaybetmek istemiyorum.

Son zamanlarda ektiğim tüm arkadaşlarımdan, söylemek istediklerimi hiç söylemediğim insanlardan özür dilemek istiyorum ama bunu bile beceremiyorum. Çünkü çözülmeyi bekleyen meselelerim var içimde. Ve bunu kimseyle konuşarak yapamayacağım aşikar.