23 Aralık 2009 Çarşamba

Öze dönüş

Sakinliği o kadar arzu ettim ki...

Bir kadeh şarabı omzuna yaslanarak içebileceğim birini...

"Hiç inancım yok" diyebilmek isterdim, ama yüreğim bana bambaşka hikayeler anlatıyor

Bu kadar istediği ve de yakınında dahi göremediği bir şey için bir insan nasıl bu kadar müsterih olabilir?

Bilmiyorum, ama içimdekileri her gece tartıp sakinleştiriyorum. Bana huzur verecek kişiyi arıyorum.

Gerçi aramaktan yorgunum, bekliyorum artık...

Ama garip şekilde sakinim.

Ağlamadığım zamanlarda...

1 Aralık 2009 Salı

Anladım

Birini çok sevmek, onu kaybetmenize engel olmaz.

Birini sevmeyi ve mutlu etmeyi çok arzulamanız, onu mutlu etmeniz için fırsat verilmedikçe anlamsız.

Kendinizin de bir pili olduğunu düşünün her hareketinizde.

Kullanıldığınızı anladıktan sonra o duyguyu unutup, üzülerek geçen zamanı telafi etmeniz her geçen gün zorlaşıyor.

O nedenle çok dikkat etmelisiniz kendinize.

Kendinizi doğru çözümlemek en büyük silahınız.

Kendinizin ne istediğini bilmeniz de yeter mi sanıyorsunuz?

Ben bugün, bir kez daha ilahi oyunun içinde ne küçük bir zerre olduğumu anlıyorum.

İçim boşalmış gibi.

Mutsuzum, ne istediğimi bilmek beni mutlu etmeye yetmiyor.

Hep yaptığım şeyin öznesini değiştiriyorum.

İsim vermeden çağırıyorum artık güzelliği.

İnsanların o kadar da güzel olmadıklarını anladım çünkü.

Yine, yeniden diyebilirim.

Her seferinde romantik bir solcu gibi insana inanmamın sonucu çok ağır oluyor...

Oysa her güzelliği elimizden dünyaya akıtabileceğimizi biliyorum.

Bu nedenle her seferinde yeniden güvenmeyi seçiyorum.

Mutlu etmek, böyle mutlu olmak istiyorum.

Oysa sorumluluk almaktan korkan bir milyar insanla çevrilmiş gibiyim. Nereye dönsem alçaklara rastlıyorum...

Ve anladım işte hiç merak etmeyin:

Mutlu etmek istemek ve sevmek bir insanı kaybetmeme engel olamadı.

Hala istesem de neye yarar?