10 Ocak 2009 Cumartesi

Tecrübe

İnsan, hayatının kendine ait olduğunu sanırken büyük hata işliyor. Ne yazıktır, bizim dışımızda pek çok şey tarafından yönetiliyoruz. Elimize geçen tek şey yönü değişip duran bir hayat ve tecrübe oluyor.

Bazısının hayatını tecavüz, bazısınınkini savaş, bazısınınkini piyangodan çıkan büyük bir para değiştiriyor. Benimkini değiştiren "yalnızlık" oldu.

Kaç gecedir rüyalarımda eski bir tanıdıkla karşılaşıp en sonunda "Seni hiç sevmiyorum! Artık git!" deyip hiç bir şey hissetmedim. Zamanında onun için göze aldıklarımı düşünürsek, bilinç altımın onu kovması ve benim bilinç altımı baskılamamam her şeyi açıklıyor.

O'na "Git!" derken, yeni kapıya hazır olduğumu söylüyordum kendime, kendimi deniyordum. Ve kendime tepki vermedim. Bunca zamandır içimdeki yalnız taraf için devamlı birilerini suçlayıp durmaktan yılmış durumdaydım. Ve suçlamak kolay gelir çoğu zaman insana. Kendisiyle anlaşmak yerine, doğan cevap hakkını asla kullan(a)mayacak insanları suçlar.

Bir süredir suçlu aramıyorum. Yüzümü farklı bir yöne çevirdim: Geleceğime.

Kalabalıklarda kendimi kaybederek, onun bunun kollarına kendimi atarak atlat(a)madım ben o büyük sarsıntıyı. Yalnızdım. Ego kırılması yaşadım, uzunca bir süre sevilemeyecek, beğenilemeyecek kadar çirkin olduğumu düşündüm içten içe ve kaçtım. Herkesten kaçtım.
Bu anlattıklarımı, okuyan tanıdıkların "Aman güzelsin sen, ne dediğinin farkında mısın?" gibi girişimlerde bulunmaları için yazmıyorum. Buradaki en önemli nokta, benim kendimle ilgili komplekslerimden büyük ölçüde arındığımdır.

Uzunca bir süre dokunulma konusunda ciddi bir problem yaşadım ve bu bütün ilişkilerimde dolaylı veya doğrudan gerilim yarattı. Dokunma ihtiyacı çok önemli ve giderilmediğinde insanı çıldırtan bir ihtiyaçtır. Sadece insana özgü de değildir. İşte bu ihtiyacı giderebileceğim harika bir uğraş buldum: Tango.

Tango benim için bir kaç açıdan önemli:

Bunlardan ilki "iletişim". Konuşmadan, beden diliniz ve gözlerinizle konuşuyor ve birbirinize ellerinizden aktardığınız enerjiyle kendinize özgü eserler yaratıyorsunuz. Aynı adamla, aynı pistte, aynı şarkıda iki kez dans etseniz aynı koreografi çıkmaz. Ve bu da sınırlı sözcüklerle sonsuz cümle kurma şansı demek.

İkinci önemli nokta "dokunma". İnsanları insan olarak görebilmek için bir takım duvarlarınızın yıkılmasa bile incelmesi gerek. Ne kadar doygun olursanız, o kadar az pürüz çıkar. Erkekler nasıl algılıyor bilemiyorum; ama ben dansa zaman ayırdıkça, erkekleri "erkek" değil insan olarak algılamaya başladım. Yani insan kavramı önem kazandı. Ve iletişim kurarken cinsiyetin ilk filtre olarak alınmasının nasıl da iletişimi tıkadığını gördüm.

Üçüncü nokta ise "boyun eğme". Yapı itibariyle emir almaktan pek hoşlanmam ve insanlara minnet duyma konusunda eksikliğim olmamasına rağmen, pek minnettar kalacağım şeyler istememeye çalışırım. Ama tango hayatıma "boyun eğmek" fiilini tekrar soktu. Direncimin kırıldığı anlarda dansın en keyifli olduğu dakikaları yaşıyorum, çünkü tango izleyenin gördüğü dönüşlerin hepsi belli olmasa da kadın ve erkeğin güç savaşında kadının boyun eğmesinden doğar.

Uzun süre yalnız yaşamak, kalabalıklardan rahatsız olma durumunu getirdi beraberinde. Elbette kalabalık yerlerde zaman geçiriyorum ama sürekli dayanabileceğim bir şey değil bu. En çok özlediğim şey, 8-9 kişilik dost masaları oluyor. Ve de gece sıcacık saracağım bir eş. Muhabbet, entellektüel zeka, nüktedan bir erkek. Zeki ve öz.

Hayata bazen içimden gelen bir sesle yaklaşıyorum ve bilgeliği beni şaşırtıyor. Ama sanırım şaşırmamalı; kendimi anlamaya çok emek verdim. Gerçi hiç kimsenin kendini harfi harfine anlayarak öldüğünü sanmıyorum. Ama benim şu anki huzurlu, dingin bekleyişimin kendimle anlaşabilmemden kaynaklandığını biliyorum.

Ne istediğimi biliyorum.
Bugüne gelirken hayatımın izlediği yol ve aldığı virajların her biri benim için çok önemli tecrübelerdi. Hepsiyle tek tek konuştum ve artık barışığım.

Ve bu da harika bir şey.

Hiç yorum yok: